28 Ağustos 2011

Yeterince dinlenemedik bir türlü.

Neye ihtiyacımız var biliyor musunuz? Motivasyon. Sadece biraz, ateşleyecek kadar. Diri tutabilecek, bir konuya yoğunlaştırabilecek ve o konuda  çaba sarfettirecek kadar. Fazlası değil.

Şu zamana kadar ne için, ne amaçla, neyin peşinden gerçekten "yapabileceğiniz her şeyi" yaptınız? Söyleyeyim, hiçbir şey için yapmadınız. Elde edemediğiniz her şey, aslında yeterince çaba sarf etmediğiniz için sizin olmadı. "Biz de tanrı değiliz, yapamayacağımız şeyler var" mı dediniz? Zaten kimse sizden 6 günde mükemmel bir düzen beklemiyor ki; ha eğer isteğiniz buysa önce ayaklarınız yere bassın, sonra gelin.

Çok istediniz ama olmadı, bir türlü tamamlanmadı, neden? Çünkü biz, insanoğlu, eylemsizlik denen mereti irademiz ile yenemiyoruz. "En az enerji ile durumunu sürdürebilme" var ya, bizi yakan kısım bu işte. Örneğin, blog istatistiklerini görmüşsünüzdür. Türkiye tıklama listesinde 4. sırada, ancak geçirilen süre konuya dahil olduğu zaman listede bile yok, neden? Çünkü biz merakla giriyoruz, yazıyı görüyor ve okumuyoruz, çünkü bizim böyle bir alışkanlığımız yok. Neden yok? Çünkü okumak bakmaktan daha zor. Dizi izlemekten veya fotoğraflara bakmaktan daha zor. "Şu insanla birlikte çok eğleniyoruz" diye tweet atmaktan veya "@midpoint" şeklinde check-in yapmaktan daha zor. İşte biz buna bile, okumaya bile üşeniyoruz.

Şu zamana kadar hangi konularda elinizde olmayan sebeplerden dolayı başarısız oldunuz? Hoca zor sordu da dersten mi kaldınız? Yan masadaki sizi lafa tuttu da işi mi yetiştiremediniz? Ayağınız kaydı da topa mı vuramadınız? Geçin bunları, hikaye. Şunu iyi bilmek gerek, başarısızlıklarınızın tek sorumlusu sizsiniz. Neden mi? Çünkü sonuçlarına siz katlanacaksınız ve diğer insanlara bulduğunuz hiçbir kabahat gideni geri getirmeyecek.

Aslında biraz da bu yüzden rahatız, başarısızlıklarımızın bütün yükünü üzerimize almıyoruz. Ona buna suç bulma şeklinde üzerimizdeki yükü atıyor, kendimizi rahatlatıyoruz. Bu şekilde alıştık tembelliğe, çünkü biz suçlu olmayız ki. Aynı örneklerden devam edersek:

İş yetişmemiş: Zaten yetişmezdi, zamanında söylemeleri lazımdı.
Topa vuramamış: Yerler ıslak, pas da hızlı geldi.
Sınav felaket: Hoca geçmiş yıllara benzer hiç sormamış ya!

Ne bekliyordunuz pardon? Sen yeterince iyi çalışmadın ki iş bitsin. Sen yeterince idman yapmadın ki o topa vurmayı öğrenesin. Hele hele sen, son gece çıkmış sorulara bakıp sınava gelirsen olacağı budur.

Günlük konuşmamızda bile yeterince özgün değiliz, bunun için bile çabalamıyoruz, klişeler havalarda uçuşuyor. İki tane kelimeyi ekleyip, en azından bunu deneyip bir zenginlik katmıyoruz konuşmamıza; çünkü bu hali de işimizi görüyor. Ama görüyor mu gerçekten? Karşınıza birileri gelip de "sıkıcılığınızı" yüzünüze vurana kadar yarar işinize. 

Peki o zaman ne olur? Sıkıcı bir insan olsanız ne olur yani, herkes eğlenceli olmak zorunda mıdır? Tabii ki değildir. Ama belli bir zaman sonra o adam aradığınızda açmazsa, bunun suçu da sizde demektir. Adama suç bulamazsın, senin sıkıcı olma hakkın kadar onun da senden uzak olma hakkı vardır. Yani, en basitinden konuşma dilindeki tembelliğimiz bile etkiler gidişimizi.


- Abi Çin aldı yürüdü ya..
- Adamlar eşek gibi çalışıyor oğlum, günlük 5 dolara çalışıp fabrikada yatıyorlarmış!

Bu çok tanıdık bir geyiktir değil mi? Peki hiç bundan sonra "Peki biz neden böyle çalışmıyoruz?" diyen bir kişiyi duydunuz mu? Duymadınız, çünkü bunu söylemek sorumluluktur. Bunu söylediğiniz anda yanınızda bütün pişkinler "O zaman git sen de 5 dolara çalış, ehe mehe" diye güleceklerdir. İşte bu imrenme ve arkasından gelmeyen çalışma azmi ile bir muasır medeniyetler seviyesine NAH çıkarız. Biz ancak ağzımızı yorarız, çekik gözlüler de alır yürür. 15 sene önce esamesi okunmuyordu, şimdi neredeyse Dünya'nın altında "Made in China" yazacak. Peki 15 sene sonra biz nerede olacağız? Var mı içinizde öyle bir ışık gören, çalışmamızla dünyada söz sahibi olacağız diyen? Diyen varsa buyursun gelsin.

Düşünmek yerine düşünülmüş olanı konuşmak, hatta olanı konuşmak bizim işimiz; çünkü en kolayı bu. Çalışmayın gençler, sakın ha; nasıl olsa öyle de öleceğiz, böyle de. Ama konu başarısızlıklarınız olduğunda da bir durun düşünün; "Acaba?" diyin, "Acaba ben nerede yanlış yaptım?"

Konumuzun başına dönecek olursak; evet, motivasyona ihtiyacımız var. Bahanelerimiz her ne kadar bizi yıldırsa da, devam edebilmek için desteğe ihtiyacımız var. Baktığınızda bu motivasyonu da siz yaratıyorsunuz aslında, yani bu da sizin sorumluluğunuzda. Ama iyi olmaz mıydı şimdi bir Nobel, bir Pulitzer falan, he? Şakası bir yana, sadece küçük bir gülümseme, belki bir tebrik, takdir, en ufağından bir "Eline sağlık" görür aslında işimizi. İşte biz bunu bile çok görüyoruz birbirimize. "O senin işin, yapacaksın tabi" mantığı ile verimi yerlere almak bir yana, çalışanı da yıpratıyoruz. Basit şeyleri esirgiyoruz birbirimizden, tahammülsüz davranıyoruz. 

Tek yapmamız gereken sadece biraz daha kibar ve anlayışlı olmak, karşındaki insana istediği küçük sevinçleri yaşatmak; hepsi bu. Böylece herkes daha mutlu olacak.