Son zamanlarda Pilli Bebek grubunu sıkça dinledim; zaten Behzat Ç.'nin müziklerinden hepimiz aşinayız. Son olarak dünkü bölümün sonunda duyduğum Olan Biten isimli parçalarını dinledim, dinlemeye değer.
The Coasters dinlemenizi tavsiye ederim; özellikle moralinizin yükselmeye meyilli olduğu ancak ufak bir kıvılcım beklediğiniz anlarda. Bütün şarkıları hareketli, enerji veren şarkılar.
Amy MacDonald'ın ikinci albümü "The Curious Thing"'i dinleme fırsatım olmamıştı, onu da dinledim. Gayet güzel, ilk albümünü aratmıyor. Give it all up özellikle dikkatimi çeken şarkı oldu albüm içerisinde.
Mozart'ı çok tutmadığımı farkettim; Beethoven ve Vivaldi'nin daha keskin geçişlere sahip olduğunu düşünüyorum, bu da beni çeken nokta. Pachelbel çok yumuşak, Tiersen ise fazla hayat dolu (Amelie şarkılarından da anlayabileceğiniz üzere, sürekli bir bahar havası var eserlerde). Tchaikovski'de ise henüz çözemediğim, ama hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Hafif melankolisi ile Moonlight Sonata favorim, ardından da Vivaldi'nin Four Seasons serisinden Winter geliyor.
Halil Sezai'nin İsyan parçasını dinliyorum ve İssssyeeeeaaaann diye bağırdığı kısımlarda gülüyorum. Çok eğlenceli geliyor bana, samimi bulmuyorum. Söylemesi eğlenceli ama, eşlik falan ediyorum, hoş oluyor.
Jacek Yarke isminde bir ressam buldum, oldukça iyi. Tarz olarak Escher sevenlerin seveceğini düşünüyorum. Birkaç örnek ekleyeyim:
Pinterest.com'u kurcaladım biraz, hoşuma gitti denilebilir. Fotoğraf kanalından biraz yüklendim, devamını getirmeyi planlıyorum. Güzel şeylerle karşılaşıyorum, ama bana takip etmem için temin ettiği 18 kişiden çok memnun değilim. Kurcalamam ve kendime yakın olanları bulmam lazım. Bu arada; "Photography" başlığı altına vesikalık fotoğraflarını koyan arkadaşlar, yapmayın.
Yeni Twitter arayüzünü kullanmaya başladım, gayet memnunum. Facebook ve Twitter her değiştiğinde ortalığı ayağa kaldıran insanlardan değilim, yeniliğin getirdiği faydaları kullanmak ve dezavantajları görmek taraftarıyım. Kurcalıyorum. Google+ ile hiç ilgilenmiyorum, acaba neler oluyor orada? (Muhtemelen hiçbir şey.)
Yandex Mail'in tek bir mail içerisine 3 Gb dosya ekleyebildiğini öğrendim ve hemen bir yandex mail adresi aldım. Şu anda Gmail kullanıyorum ve en fazla 25 Mb ek yüklenebiliyor, daha fazlasının olması iş görecektir. Gmail'in buna bir karşılık vermesini bekliyorum, ama Yandex'in yeni olması sebebi ile böyle bir şeyi sunması mantıklı; Gmail'in böyle bir harekete girişmesi ne derece gerekli ve mantıklı, nasıl bir yük getirecektir, tartışılabilir.
Ekşisözlük'ten bir ara kopmuştum, bu aralar tekrar tutunmaya başladım sözlüğe. Birkaç troll'ün (sözlük jargonu, malumunuz) hesabının kapanmasının da bunda payı var. Güzel yer ekşi, hem eğlenip hem öğreniyoruz (Peppe gibi).
Tumblr hesabımı açtıktan sonra hiçbir şey yapmadığımı fark ettim, bir şeyler yapmak lazım oraya da. Ancak tam olarak ne yapacağımı bildiğim de söylenemez.
Kariyer.net'in günden güne işlevsizleştiğini düşünmeye başladım, çevremden aldığım geri dönüşler de bu yönde. Hali hazırda hepimiz biliyoruz zaten bu işlerin "aslında" böyle yürümediğini, ama hiç yürümemesi de akıl alır gibi değil.
Pamukkale Sava diye bir şarap içtim, şu ana kadar sadece Carrefour'da gördüm. fiyatı 8,45, ama bildiğin iyi. Denemenizi öneririm.
Biraz da düşünme fırsatım oldu, onlardan da bahsedeyim:
Kendimizi daha fazla sorgulamamız gerekiyormuş. Doğru bildiğimiz her şeyin yanlış olma ihtimali değil bahsettiğim, bu biraz kolaycılık olur; "Tek bildiğim şey hiçbir şey bilmediğimdir" diyerek sıyrılmak değil amacım. Kendimizi tanımamızdan bahsediyorum. Mesela; kaypak, çıkarcı bir insan olma ihtimalimiz var; ama kaç kişi kendisine yakıştırıyor böyle şeyleri? Kaç kişi gerçekten hareketlerine dışarıdan bakma cesareti gösterebiliyor ki? Hadi bunu yaptınız, bu nazaran kolay olanı; kaç kişi bunları düzeltmek için ciddi adımlar attı? "Bunu ben yanlış yapıyorum" dedikten sonra hanginiz ciddi olarak üzerine eğildiniz ve davranış bozukluğu olarak gördüğünüz bir noktanızı düzelttiniz? Davranış bozukluğu biraz ağır olabilir, hatalı hareketler demek belki biraz daha doğru; belki de iç yakmayacak şekilde yumuşak ama yanlış. Bilemedim.
Peki, bugün kendiniz için ne yaptınız? "Dışarı çıktım, bir temiz içtim, midye yedim eğlendim hobaa" gibi şeyler değil, gerçekten size yardımcı olacak ne yaptınız? Diyet, spor salonu, kafa tatili, bir konu üzerine odaklanma, geleceğiniz için bir takım hamleler yapma gibi. Günü geçirmekten ziyade geleceğe dönük hareketleri soruyorum, ne yaptınız? Daha acı bir soru, yaptınız mı bir şey?
Esasında düşündüğümüz kadar güçlü olmadığımızı fark ettim yakın zamanda. Hani o yapabilirim dediğimiz işler var ya, çocukluk ile giriştiğimiz hani, olmaz onlar. Geniş çerçeveyi ve ileriyi görmeyi öğreniyoruz zamanla; farkındayız bunun da, hissediyoruz mantığımızı. Olası yanlışlardan dönmeyi öğrendik, bunlar da bizi olası aksiyonlardan alıkoyuyor ve biz de; evet, biz de herkes gibi oluyoruz.
Bir diğer nokta da, etrafımızı tartmayı öğreniyoruz. Neyi sevip neyi sevmediğimiz kesinleşiyor, "Ben ondan nefret ederim" cümleleri daha bir tok söyleniyor. Bunun yanında, bir-iki konuda haklı çıktığımızda ön yargılarımız da alabildiğine katılaşıyor, sanırım bir nevi savunma mekanizması bu. Zamanında yanlış gördüğümüz olayları ve benzerlerini direk düşman ilan ediyoruz, düşünmeden. Bu hareket ile gerçekten kaybettiğimiz söylenebilir, olası tüm güzellikleri kaybediyoruz; ama riskli olduğu da doğrudur.
Kıymet biliyor muyuz peki? Hiç sanmıyorum. Ne paramızın, ne sevgimizin, ne de sağlığımızın kıymetini bilmiyoruz. 50 yaşına geldiğimizde, rakı sofrasına oturup iki duble içtikten sonra hepsi teker teker rulo olup... koltuğumuzun altına girmese iyi.
Haksız olduğumuzda "Evet, yanlış yaptım" diyebildik mi, yoksa "He baba he" diyerek geçtik mi kenara? Bundan ders aldık mı peki? Peki değiştirmek için ne yaptık?
En son ne zaman birine güzel bir şey söyledik, iltifat ettik? Çok doğru olmasa bile, sadece mutlu olsun diye yaptık mı bunu?
Susmamız gereken zamanda sustuk mu? Yoksa tam konuşulacak zamanı mı bulduk susmak için?
Gidip ötede bayılayım ben en iyisi.

